Bu makalemizde , ard arda işledikleri seri cinayetler ile ülkenin gündeminde sarsıntılara yol açıp yakalandıkları ana kadar insanlara korku yaşatan,ülkemizde en çok olay yaratan seri katilleri inceledik.
Seri katiller genellikle,çocukluklarında ciddi psikolojik sorunlar yaşayan,içe kapanık bir hayat sürdürüp çevrelerine zararsız gibi gözüken,hatta birçoğu bebek yüzlü olabilen insanlar olabiliyor.
Yapılan resmi araştırmalar,seri katillerin genellikle öz güveni eksik,toplumdan uzak ve içe kapanık yaşayan,küçükken hayvanlara eziyet etmekten hoşlanan ve her türlü kavga ve şiddet ortamlarında içlerindeki bu potansiyeli dışarı çıkarabilecek insanlar olduğunu söylüyor.
Seri katillerin dikkat çeken bir başka özelliği ise,öldürdükleri insanları daha önce tanımıyor olmaları ve öldürdüklerinin %90’ının erkek olması.
Türkiye’de Gündem Yaratan Seri Katiller ;
Ülkemizde seri katil vakaları ender görülse de ara sıra seri cinayetler işleyen katiller ortaya çıkıp,ülkenin gündeminde baya bir etki yaratıyor.İşte ülkemizde şimdiye kadar yaşanan seri katil vakaları;
Yavuz Yapıcıoğlu: Listemizin başına , işlediği 18 resmi cinayet ile Yavuz Yapıcıoğlu oturuyor.18 seri cinayet işleyip yakalanan Yavuz Yapıcıoğlu , resmi kaynaklara göre 18 cinayet işlemesine karşın,görgü tanıkları Yapıcıoğlu’nun 43 kişiyi öldürdüğünü söylüyor.
Adnan Çolak: ‘’Artvin Canavarı’’ olarak da tanınan Çolak,1992 yılında ortaya çıktı ve 1995 yılına kadar,Artvin ve ilçelerinde yaşayan yaşları 68-95 arasında değişen 11 yaşlı kadını öldürdü.İşlediği cinayetlere gerekçe olarak ise ‘’Yaşlılar bizim kısmetimizi kapatıyor’’ dediği iddia edildi.Çolak,6 kadına ise tecavüz etti.
Hamdi Kayapınar: 1998-2001 yılları arasında 6 kişinin hayatına son veren Kayapınar,4 kişiyi de öldürmeye teşebüüs etti.Kurbanlarını av,kendisini ise avcı olarak nitelendiren Kayapınar,Kayseri’de yargulanarak ömür boyu hapis cezası aldı.
Orhan Aksoy: 1999 depreminden sonra işlerinin bozulması ile psikolojik sorunlar yaşamaya başlayan Aksoy,ailesini Romanya’ya gönderdi ve cinayetleri işlemeye başladı. Ekim 2000-Ocak 2001 tarihleri arasında 5 kişiyi evinde çamaşır ipiyle öldüren Aksoy,kurbanlarının cesetlerini koli kutulara koyup şehrin tenha yerlerine bırakıyordu.
Seyit Ahmet Demirci: 11 yaşında Fatsa’da yaşarken,arkadaşıyla beraber yaşlı bir mobilyacının tecavüzüne uğrayan Demirci,o günden beri mobilyacılara karşı ölümcül bir nefret duymaya başlamıştı.Çocukken yaşadığı bu şoku atlatamayan ve 32 yaşına gelince de seri cinayetleri işlemeye başlayan Demirci,3 mobilyacıyı dükkanlarının bodrum katında kafalarına kurşun sıkarak öldürdü.3 mobilyacının hayatına son veren Demirci,eğer yakalanmasaydı cinayet sayısını 11’e tamamlayacağını itiraf etmişti.
Durmuş Anuçin: Listemizdeki en trajikomik vaka bu olsa gerek.Durmuş Anuçin,listedeki diğer isimlere göre en ‘’amaçsız’’ seri katil.Neden diye soracak olursanız,Anuçin işlediği seri cinayetleri sadece bir ‘’iddia’’ uğruna işledi.İstanbul’un ilk seri katili olan Seyit Ahmet Demirci ile yakın arkadaş olan Anuçin,bir gün Demirci ile iddiaya girdi.İddia gereği 5 kişiyi öldürüp yakalanan Anuçin’ın ağzından çıkan cümle epey trajikomikti.Yakalandıktan sonra ‘’bu iddiayı kazandım ! ‘’ diye konuşmuştu.
Ali Kaya: 5 kişinin hayatına son veren Kaya,oldukça temiz bir yüze sahipti.Bundan ötürü çevresindekiler onu ‘’Bebek yüz’’ diye çağırıyordu.Alanyalı seri katil,ilk cinayetinde amcasını öldürdü.Yakalanınca ise ‘’Hakkımı almak için Allah’ın yanına gidip geliyorum ve en kısa zamanda geri döndüğümde günahkarlar ve düşmanlarım ile hesaplaşacağım’’ demişti.
Süleyman Aktaş: Listemizin en acımasız katillerinden biri olak Aktaş,cinayetlerini çok zalim bir şekilde işlemişti.Kurbanlarının kafalarının çeşitli yerlerine ve gözlerine çiviler çakarak öldüren seri katil,yakalanınca ise ‘’Çivi görünce dayanamıyorum,insanların kafasına çivi çakmak istiyorum’’ diye konuşmuştu.
Yiğit Bekçe ve Mehmet Karahasan: 2006 yılının Ramazan Bayramında,Bursa ile Mersin arasındaki karayolda 7 kişiyi katlettiler.Yakalandıklarında ise,’’Zevk için öldürdük’’ dediler.
Â
Â
Â
Pusula mıknatıs veya cayro ile çalışan yön göstermeye yarayan alete verilen isimdir.Pusula kelimesi italyancadaki Bussola kelimesinden gelmektedir.Pusulaların kırmızı uçları kuzeyi göstermektedir.
Pusulayı Çin’liler bulduÄŸunu iddia etmektedir fakat tarih kaynaklarına bakıldığında milattan sonra 100 yılında pusulayı Normanlar bulmuÅŸtur. Normanlar pusulayı bulduktan sonra İzlanda’yı fethetmiÅŸ ardından 932′de Grönland’ı ve 1000 yılında Amerika’yı keÅŸfetmiÅŸlerdir.Yani tarihi kaynaklarına bakıldığında Amerika’ya Kolomb’dan 500 yıl önce Normanlar ayak basmıştır.DiÄŸer ülkeler ise pusulaya Normanlardan çok daha sonra sahip olmuÅŸlardır. Fransa 1200 , İngiltere 1207 , İzlanda 1213 yılında pusulaya sahip olmuÅŸlardır.
İlk pusula iğnenin bir mile yerleştirilmesinden oluşturulmuş ve yerin mıknatıssal alanı sayesinde yön göstermiştir.Şuanda kullanılan teknolojide bundan pek farklı bir mantıkta değildir.
Pusulanın her zaman doğru yönü göstermesinin nedeni yeryüzünün bir ucu kuzeyi bir ucuda güneyi gösteren devasa bir mıknatıs gibi olmasıdır.Bu sayede pusulaya takılan ve serbest bırakılmış iğne Dünyanın manyetikliği sayesinde her zaman kuzeyi göstermektedir.
Günümüzde pusula üreten en ünlü markalar Mavi Deniz , Silva, Suunto, Recta ve Brunton’dur.
30
Panik Atak Hastalığı
Uzmanlar tarafından psikolojik bir sendrom olarak belirtilen panik atak, hastalar tarafından nise genellikle yaşadıklarının fiziksel bir rahatsızlık olduğu yönündedir.Ayrıca hastalar kimsenin sorunlarına çözüm bulamadıkları düşüncesiyle yakınırlar.Hasta yakınlarının ise tavrı genellikle hastalık hastalığı yönünde olduğu için, panik atak rahatsızlığı olan kişiye daha da zarar vermektedir.Yani kısacası hastalığa gerekilen önem verilmemektedir.Oysa hastalık; neredeyse tüm dünyada toplumun sağlığını tehdit eder bir biçimde ilerlemektedir.
Panik atak; panik bozukluk ve bir çok psikolojik sorunların yanı sıra bazı fiziksel rahatsızlıklarda görülen korku, endişe, kaygı gibi sorunların adeta karışımıdır.Panik bozukluğun, panik atak rahatsızlığının belirtilerinden olmasına rağmen ikisi farklı şeylerdir.Panik bozuklukta kişi, kalp krizi geçireceğini, öleceğini veya felç geçireceğini yani devamlı endişe ve korku içindedir.Panik bozukluk, bir rahatsızlığa bağlı olarak ortaya çıkmaz.Bu bozukluk iki şekilde incelenir.Agorafobili ve agorafobilsiz bozukluklar olarak incelenir.Agorafobili olanlarda devamlı yalnız kalma korkusu vardır.Kalabalık yerlerden uzak olmak, kapalı yerlerde bulunmamak ve evde yalnız kalmak istememek gibi durumlar vardır.
Hastalığın başlangıç yaşı hakkında bir yorum yapılamaz.Çünkü devamlı değişkenlik göstermektedir.Hastalık genellikle ortaya çıkma yaşları yaklaşık 18-25 yaş arasıdır.Çocuklarda ise çok nadir görülür.30’lu 40’lı yaşlarda ise hastalık kendini etkili bir biçimde belli etmektedir.Panik atak krizi 5-45 dakika arası değişmektedir.Ayrıca hastalığın genetik olup olmadığı konusunda bir bilgi yoktur.
Bu hastalığı geçirenlerin en büyük sorunlarından birisi de sosyal sorunlar yaşamalarıdır.Panik atak rahatsızlığı, kişinin yaşam kalitesini düşürmektedir.Bu hastalığı geçiren bazı hastalar, mesleklerden erken emekli olmak zorunda kalmışlardır.Aile içinde eğer hastalık ciddiye alınmazsa ve gereken önem verilmezse ailevi ilişkiler zedelenebilir.
Panik atak rahatsızlığının fiziksel belirtilerinden bahsedersek; avuç içinde terleme, mideye çöküyor hissi, hızlı ve şiddetli kalp atışları, ağız kuruluğu, boğazda yumruk hissi, hızlı nefes alıp verme, bulantı ve ishal, bulanık görme gibi belirtileri vardır.
Hastalardaki görülen korkular ve olumsuz düşünceler ise; ölmek üzere olduğunu düşünmek, kalp krizi geçireceğini düşünmek, kafayı yiyeceğini düşünmek, felç geçireceğini düşünmek ve devamlı tehlike de olduğunu düşünmek gibi korkular ve olumsuz düşüncelerdir.
Panik atak geçirme sırasında yapılması gerekenler; müsait bir yere uzanmak ve bunun sadece bir atak olduğunu düşünmektir.Korkacak bir durumun olmadığını düşünmek, atak esnasında olumsuz, üzücü ve kırıcı tartışmalardan uzak durulması gerekmektedir.Sigara ve alkol alımından uzak durmak gerekir.Hastanın kendisini kontrol etmesi gerekir ve derin nefes almaması gerekmektedir.Aksi takdir de nöbetler tekrardan başlayabilir.Atak sırasında, bir torbaya nefes alıp verilebilir.
Panik atak rahatsızlığı, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır.Öncelikle hastaya hastalığını nasıl kontrol edebileceğini öğretmek gerekir.Hasta kontrol etmeyi öğrendikten sonra ilerleyen zamanlarda bu hastalıktan tamamen kurtulabilir.
Tedavi sırasında genellikle yapılanlar; nefes alıp verme egzersizleri, psikoterapi, yüksek motivasyon, spor ve egzersiz teknikleri, ilaç kullanımı, grup terapisi, üstüne gitme teknikleri, biofeedback gibi tedavi yöntemleri kullanılmaktadır.
HIV virüsünün son aşamasına AIDS denir.HIV virüsü insanın bağışıklık sisteminin çökmesine neden olan bir virüstür.İnsanın bağışıklık sistemine yavaş yavaş yayılarak enfeksiyonlara karşı vücut direncinin zayıflamasına neden olur ve sonucunda vücudun enfeksiyonlara karşı direncini yok eder.Bu virüsü taşıyan kişilere HIV pozitif denir.
HIV virüsü bulaştıktan sonra, AIDS’in belirtileri kişinin yaşam koşullarına ve vücut direncine bağlı olarak bir kaç yıl veya daha uzun bir süre sonra ortaya çıkar.Virüs vücutta çeşitli hücrelere ve CD4T adlı kan hücrelerine yerleşerek çoğalır ve CD4T kan hücrelerinin zarar görmesi sonucu vücut direnci giderek zayıflar.Buna bağlı olarak vücuttaki bağışıklık sitemi yıkıma uğrar.Vücut direnci zayıf olan insanlarda bazı hastalıklar görülür.Lenf bezlerinde büyümeler, deride devamlı oluşan uçuklamalar, yaralar, lekeler, kilo kaybı, ateşlenmeler, ishal, öksürük, mantar, tüberküloz gibi belirtiler olabilir.Bu belirtilerin bir kaç tanesi görüldüğünde bu hastalıktan söz edilebilir.Hatalık için anti-HIV(ELISA) testi yapılır ve kesin tanıya varılır.
Virüs oldukça hassas olduğundan vücut dışında havada ve suda uzun süre yaşayamaz.Bu sebepten bulaşması için vücuttaki sıvıların direkt olarak teması gerekmektedir.
Virüs; kan ve kan ürünlerinin, sperm yada diğer cinsel sıvılardan kişiden kişiye bulaştığı gibi anneden bebeğe süt yoluyla veya plasenta yoluyla da bulaşabilir.
HIV virüsü; hapşırmayla, tokalaşmayla, öpüşmeyle, tükürük, yiyecek, içecek, tuvalet, böcek sokması gibi durumlarda virüs bulaşmaz.Misal, virüslü olan kişinin bir nesneye dokunduktan sonra virüs taşımayan kişinin o nesneye dokunması gibi durumlarda bulaşma riski yoktur.
Tedavi olmayan annelerin hamilelik döneminde bebeklerine bu virüsü bulaştırma oranı %30’dur.Anneler doğum esnasında kan yoluyla bebeğe virüsü bulaştırabilirler.
Sizlere araştırmalar sonucu edinilen bilgilere göre korkunç bir istatistik vermek istiyorum.Dünya genelinde 2.5 milyon çocuk HIV taşımaktadır.Ayrıca 2010 yılı itibariyle 25 milyon çocuğun öksüz kalma olasılığı var.Oldukça ürkütücü olan bu bilgiye göre çocukların HIV virüsüne karşı nasıl bir tehlikede olduğunu göstermektedir.
Virüse karşı korunmak için; korunmasız cinsel ilişkiye girilmemelidir.Kullanılan prezervatifin sağlam olmasına özen gösterilmelidir.Kan nakli sırasında AIDS testi yapılmadan kişiden kişiye nakil yapılmamalıdır.
Kullanılmış dezenfekte edilmemiş şırınga, iğne, cerrahi aletler, makas, jilet gibi araç ve gereçler kesinlikle kullanılmamalıdır.Ayrıca vücutta bulunan açık yaralar virüsün girişini engellemek için bantlarla kapatılmalıdır.
Türkiye’de HIV ve cinsel yollarla bulaşan hastalıkların oranı diğer ülkelere göre düşük seviyededir.2002 yılında TEMA vakfının yaptığı bir araştırmada Türkiye’de AIDS’li olan kişi sayısı 7000 ile 14.000 arasındadır.Ama T.C Sağlık Bakanlığı’nın yaptığı araştırmaya göre 1985 ve 2003 yılları arası virüs taşıyan kişi sayısı toplamda 1712’dir.Ancak AIDS’li çocuk sayısı bilinmemektedir.Yine 1985 ve 2003 yılları arası araştırmalara göre 18 yaş altı virüs taşıyan kişi sayısı 78 olarak bilinmektedir.Kayıt ve bildirim sistemindeki problemler nedeniyle AIDS hakkındaki bilgilere ulaşmak ülkemizde ne yazık ki oldukça zordur.Tükiye’de nüfusun yarısı yaklaşık olarak 25 yaşın altındadır ve bu kesim AIDS hakkında gerekli bilgiye sahip değildir.Ayrıca Türkiye’de sex işçilerinin sayısı oldukça yüksektir.Bunlara rağmen Sağlık bakanlığı ve ilgili kuruluşlar toplumu yeteri kadar bilgilendirmemektedir ve bu hastalığa gereken önemi vermemektedir.
Türkiye’ye her yıl akın akın turist gelmektedir.Yaklaşık 14 milyon civarı turistlerin bu hastalığın yüksek görüldüğü ülkelerden olması, yine tehdit oluşturmaktadır.
Arama
Kategoriler
En Çok Okunanlar
- Best FM Radyo Dj’i Serdar Gökalp (Serdar Yayında) - 6.624 kez okunmuÅŸ.
- Alacakaranlık Tutulma Filmi Konusu - 4.210 kez okunmuş.
- Dünya’nın En Zor Matematik Sorusunu Çözdü,1 Milyon... - 2.943 kez okunmuÅŸ.
- 2010 Güzellik Yarışması Finalistleri Seçildi - 2.782 kez okunmuÅŸ.
- 10 Parmak Klavye Kullanımı ve Programları - 1.758 kez okunmuş.
- Gökhan Özen’in Yeni Albümü Nisanda Çıkıyor - 1.729 kez okunmuÅŸ.
- Işın Karaca’nın Yeni Albümü “Arabesque, geçmiÅŸ, g... - 1.668 kez okunmuÅŸ.
- Keman Virtüözü Farid Farjad - 1.563 kez okunmuÅŸ.
- Windows XP , Windows 7 ve Windows Vista’nın DNS ay... - 1.015 kez okunmuÅŸ.
- Ünlü Matematikçi Cahit Arf’in Hayatı - 966 kez okunmuÅŸ.
Son Yorumlar
- Dünya’nın En Zor Matematik Sorusunu Çözdü,1 Milyon Doları Reddetti… için Anonim
- Best FM Radyo Dj’i Serdar Gökalp (Serdar Yayında) için sezin
- Best FM Radyo Dj’i Serdar Gökalp (Serdar Yayında) için KADİR
- Best FM Radyo Dj’i Serdar Gökalp (Serdar Yayında) için Burak
- Best FM Radyo Dj’i Serdar Gökalp (Serdar Yayında) için özqe
ArÅŸivler
- Mayıs 2010 (38)
- Nisan 2010 (74)
- Mart 2010 (59)
